Panik Bozukluğu – Panik Atak Bozukluğu

ÖZET

Panik bozukluğunun belirtileri ilk ortaya çıktığında fizyolojik belirtilerin incelenmesinin gerekliliği ön planda olsa da, sonraki çalışmalarla birlikte kaygı bozukluğunun bir uzantısı olarak ele alınmıştır. Panik atakların beklenmedik şekilde veya duruma bağlı olarak ortaya çıkması söz konusu olmaktadır. Ayrıca ne kadar sıklıkla ortaya çıkacağı, ne kadar süreceği ve şiddeti değişkenlik gösterebilmektedir. Erken dönemde ve panik atak öncesinde gerçekleşen stresli yaşam olayları, panik atağın ortaya çıkmasında önemli ölçüde etkilidir. Panik atakların sosyal kaygı ve depresyon gibi diğer psikolojik rahatsızlıklarla birlikte görülmesi olasıdır. Panik bozukluğunun tedavisinde ilaç tedavisi önerildiği gibi, bireysel ve grup bilişsel-davranışsal terapi yöntemleri de tavsiye edilmektedir.

 

GİRİŞ

Tarihsel süreci ile birlikte değerlendirildiğinde, 19. yüzyıldaki savaşlar sırasında askerler arasında görülen panik bozukluğu ile ilgilenen Da Costa, tanımlanan sendromlarda, anksiyetenin oynadığı rolü henüz keşfedememiş ve fizyolojik kavramların üzerine yoğunlaşmıştır (Tükel, 2002).  2.Dünya Savaşı ile birlikte durum daha farklılaşmış, artık askerler iç hastalık uzmanları ya da cerrahiler yerine psikiyatristlere yönlendirilmiştir (Tükel, 2002).

Panik bozukluğu geç ergenlik dönemi ve otuzlu yaşlarda daha sıklıkla görülmektedir (Tükel, 2002).  Çeşitli çalışmaların ortak bulgusu olarak değerlendirildiğinde, panik bozukluğun kadınlar arasında daha yaygın olduğu saptanmıştır (Tükel, 2002). Panik atak, herhangi bir tetikleyici unsur olmadan “beklenmedik” şekilde ortaya çıkabilmektedir (Tükel, 2002).  Durumsal bir tetikleyici sonrası ortaya çıkan panik atak tipi ise “duruma bağlı” panik ataktır (Tükel, 2002).  Aynı zamanda belli durumlarda ortaya çıkması yüksek olan fakat mutlaka çıkması gerekmeyen “durumsal yatkınlık gösteren” panik atak türü de vardır (Tükel, 2002). Panik atağın en çok öne çıkan özelliği beklenmedik şekilde ve tekrar eden boyutunun olmasıdır (Tükel, 2002).

Panik atak sırasında karşılaşılan bazı bedensel belirtiler bulunmaktadır. Soluk almada güçlük, boğulma hissi, baş dönmesi, baygınlık hissi, çarpıntı, kalp atım sayısında artış, titreme, bulantı, kusma, uyuşma, karıncalanma, sıcak basması, ürperme, göğüs ağrısı bu belirtilerdendir (Tükel, 2002). Bedensel belirtiler eşliğinde ölüm korkusu, kontrolü kaybetme korkusu gibi belirtiler de ortaya çıkabilmektedir (Tükel, 2002). Panik atak belirtilerinin kalp krizi hissi vermesi ve ölüm korkusu yarattığı görülmektedir (Tükel, 2002).  Panik atakların sıklığı, ne kadar süreceği ve şiddeti değişkenlik göstermektedir (Tükel, 2002).

Panik bozukluğu etkileyen erken dönem yaşam olaylarına bakıldığında en çok üzerinde durulan yaşam olayının çocukluk dönemindeki ebeveynden uzun süreli ayrılma olduğu belirlenmiştir (Tükel, 2002).  Erken dönemde cinsel ya da fiziksel kötü davranmaya maruz kalma da panik bozukluğun nedenleri arasında kendini göstermektedir (Tükel, 2002).  Bunların yanı sıra sevilen bir kişiden ayrılma, iş değiştirme, gebelik, göç, evlilik, okuldan mezun olma, yakın bir kişinin ölümü, fiziksel hastalık gibi stresli yaşam olaylarına panik atak öncesinde rastlama durumunun %80 oranında olduğu tespit edilmiştir (Tükel, 2002).

Panik bozukluğunu daha iyi kavramak için diğer psikolojik durumlarla karşılaştırılması söz konusu olmuştur (Güz & Dilbaz, 2003). Panik bozukluğu ile sosyal kaygının benzer ve farklı yönleri incelendiğinde, sosyal kaygı hastalık süresinin daha uzun ve yüksek öğretim düzeyinde ve ergenlik çağında okul korkusu olan kişilerde daha yaygın olduğu bulunmuştur (Güz & Dilbaz, 2003). Her ikisinin de anksiyete bozukluğu olmasına karşın, panik bozukluğunun daha şiddetli seyreden bir hastalık olduğu düşünülmektedir (Güz & Dilbaz, 2003). Başka bir durum ise depresyon ve anksiyete arasındaki ilişkiyi incelemekten geçmektedir. Her iki hastalığın da ortak belirtileri arasında korku, kaygı, ağrı, aşırı endişe, konsantrasyon güçlüğü, uyku bozukluğu, halsizlik, kolay yorulma, ve panik atak bulunmaktadır (Türkçapar, 2004).

Panik bozukluğunun tedavisinde ise genel olarak ilaç tedavisi ve psikoeğitim, yüzleştirme ve bilişsel yeniden yapılandırmayı içeren bilişsel-davranışçı terapi modeli uygulanmaktadır (akt: Kaçar Başaran & Tekinsav Sütçü, 2016). Bireysel terapinin yanı sıra panik bozukluğunun belirtilerini kontrol etmek için grup üyelerinin rol model alması açısından iyi yapılandırılmış grup terapileri de tercih edilebilir bir yöntemdir (Kaçar Başaran & Tekinsav Sütçü, 2016).

KAYNAKLAR

 

Güz, H. & Dilbaz, N. (2003). Sosyal kaygı bozukluğu ile panik bozukluğu olgularının             demografik ve bazı klinik özellikler açısından karşılaştırılması. Klinik Psikiyatri, 6,   32-38.

Kaçar Başaran, S. & Tekinsav Sütçü, S. (2016). Panik bozukluğunun tedavisinde bilişsel            davranışçı grup terapisinin etkililiği: Sistematik bir gözden geçirme. Psikiyatride Güncel   Yaklaşımlar, 8(1), 79-94. doi: 10.18863/pgy.73383

Tükel, R. (2002). Panik bozukluğu. Klinik Psikiyatri, 3, 5-13.

Türkçapar, H. (2004). Anksiyete bozukluğu ve depresyonun tanısal ilişkileri. Klinik Psikiyatri, 4,   12-16.

 

Leave a Reply