YEME BOZUKLUĞU

ÖZET

Yeme bozuklukları, hasta tarafından kabul edilmeyen ve fark edilemeyen yönleri ile ilerlemekte ve ciddi derecede problemlere yol açmaktadır. Yeme bozukluklarının ölüm riski taşıma derecesinde etkileri olduğu düşünüldüğünde, yeme tutumunun daha iyi anlaşılmasına ihtiyaç vardır. Özellikle ergenlik döneminde başlamakta ve sosyal, biyolojik, psikolojik ve ailesel durum gibi faktörlerin ayrı ayrı ya da bir aradaki etkisiyle meydana gelmektedir. Anoreksiya nevroza ve blumia nevroza olmak üzere yeme bozuklukları iki türde incelenmektedir. Yeme bozukluklarının tedavisinde izlenecek yol, yalnızca kilo alımı üzerinde yoğunlaşmamalı, hastaların psikoterapi alması yararlı bulunmaktadır. Hastanın iç kaynaklarını keşfederek yemek yeme üzerinden sağladığı kontrol gücü hakkında beceri kazanması sağlanmalıdır. 

GİRİŞ

Yeme bozuklukları özellikle ergenlik döneminde başlayan ve gelişimsel özellikleri etkileme yönüyle dikkat edilmesi gereken bir durumdur. (Arıca, Arıca, Arı & Özer, 2011). Bu tür bozukluğa sahip hasalar durumlarını kabullenmemekle birlikte ilerleyen dönemlerde ciddi sonuçlar bırakabilir (Arıca, Arıca, Arı & Özer, 2011). Bu sebeple erken dönemde teşhis ve tedavisi önemli rol oynamaktadır.

Yeme bozukluklarını nedenini incelerken sosyal, biyolojik ve psikolojik ve ailesel durum gibi etkenlerin incelenmesi gerekmektedir. (Arıca, Arıca, Arı & Özer, 2011). Hataların büyük çoğunluğunu %95 oranıyla ergenlik döneminde vücuttaki değişikliklerin daha fazla yaşanmasının sonucu olarak, kadın hastalar oluşturmaktadır. (Arıca, Arıca, Arı & Özer, 2011). En ciddi artış ise 15-24 yaş arası kadınlarda olup bu grupta 1935-1999 yıllarında Amerika’da görülmüştür (Hoek, 2006). Yeme bozukluklarında ebeveyn tarafından aşırı derecede kontrol edilme, geçmişte cinsel istismara maruz kalma gibi sebeplerin yer aldığı da araştırmalar tarafından desteklenmektedir (Arıca, Arıca, Arı & Özer, 2011). Toplumda zayıflık kavramı ile ilgili kabul edilen görüşler ve zayıflık durumuna verilen önem bireyi önemli ölçüde etkileyebilmektedir (Arıca, Arıca, Arı & Özer, 2011). Zaman içerisinde ortaya çıkan ideal benlik algısının kilo üzerinde şekillendiği dönemsel anlayışla birlikte zayıflık üzerine şekillenen davranış biçimleri desteklenmiştir (Vardal, 2015). Anne-çocuk arasındaki sevgi bağının yetersiz olduğu durumlarda da yeme bozukluklarının daha fazla görüldüğü bulunmuştur (Arıca, Arıca, Arı & Özer, 2011). Yeme bozuklukları incelendiğinde anoreksiya nevroza ve blumia nevroza olmak üzere iki tip bozukluk saptanmıştır.

Anoreksiya nevrozanın kişinin beden üzerinde kontrol sağlayarak etkisizlik duygusunu ortadan kaldırma isteği ile bağlantılı olduğu düşünülmektedir (Arıca, Arıca, Arı & Özer, 2011). Hasta başta, ergenlik dönemindeki diğer yaşıtları gibi diyet yapmaya başlar, şişmanlama korkusu daha da yerleşince kalori hesabı yapmaya hatta zayıf kalabilmek için laksatif türü ilaçlar da kullanabilir. Bu davranışlara ek olarak benlik saygısının düşük olması, “ya hep ya hiç” düşünce tarzı, uykusuzluk, duygusal durumda oynamalar, sinirlilik, içe çekilme, karşı cinsle iletişim kuramama görülebilmektedir (Arıca, Arıca, Arı & Özer, 2011). Kişinin vücut ağırlığı beklenenin altında olmakta ve hasta, vücut ağırlığının önemini inkar etmektedir (Arıca, Arıca, Arı & Özer, 2011).

Blumia nevroza yeme bozukluğunda ise kontrol edilemeyen kendini kaybedermiş gibi seyreden aşırı yemek yeme nöbetleri bulunmaktadır (Arıca, Arıca, Arı & Özer, 2011). Yemek yemek başlangıçta sıkıntılı durumdan kurtulmaya yardımcı olurken sonrasında suçluluk duygusunu beraberinde getirmektedir (Arıca, Arıca, Arı & Özer, 2011). Yeme nöbetleri için günlük bir zaman dilimi ayırırlar ve yediklerinin gizlice çıkarırlar (Arıca, Arıca, Arı & Özer, 2011). Bulimikler ile anoreksik hastaların farklı özellikleri bulunmaktadır. Örneğin: anoreksiyalı hastaların katı, kendine yönelik disiplinli ve cezalandırıcı vicdan yapılarına nazaran bulimik hastalar dürtüsel, sorumsuz ve disiplinsiz bir davranış tarzına sahiptir (Arıca, Arıca, Arı & Özer, 2011). Blumik hastaların kilosu normaldir. (Arıca, Arıca, Arı & Özer, 2011).

Yeme bozuklukların tedavisinde amaç yalnız kilo alımı üzerinde yoğunlaşmamalıdır (Arıca, Arıca, Arı & Özer, 2011). Hastaların psikoterapi alması yararlı bulunmakta ve hastanın kendi iç kaynaklarını keşfedip, düşünce, yargılama ve duygulanım becerilerini kullanarak kendini kontrol etme becerisini kazanması sağlanmalıdır (Arıca, Arıca, Arı & Özer, 2011). Hastanın beden algısıyla ilgili çarpık düşüncelerini yargılayıcı olmayan bir tutumla ele alınmalıdır (Arıca, Arıca, Arı & Özer, 2011). Ayrıca kişilik bozukluklarının yeme bozukluklarının öncülü olduğuna ilişkin modeller araştırmalarca desteklenmektedir (Batum, 2008). Böylece yeme bozukluğu tedavisi sonrası kişilik bozukluğu semptomlarının, yeme bozukluğu semptomları ile beraber azaldığı görülmektedir (Batum, 2008). Yeme bozukluklarının çeşitli sebeplerle giderek artıyor olması, başlangıç yaşının düşüşte olması ve ölümcül risk taşıması gibi nedenlerden dolayı yeme tutumunun daha iyi anlaşılmasına ihtiyaç vardır (Vardal, 2015).

 

 

KAYNAKLAR

Arıca Gunher, S., Arıca V., Arı, M., & Özer C. (2011). Adolesanda yeme bozuklukları. Original article, Mustafa Kemal Universaitesi Tıp Fakültesi Ana Bilim Dalı.

Batum, P. (2008). Kişilik bozuklukları ve yeme bozuklukları: Etiyolojik ilişkiler ve cevaplanmamış sorular. Türk Psikoloji Yazıları, 11(21), 65-73.

Hoek, H. W. (2006). Anoreksiya nevroza ve diğer yeme bozukluklarının sıklığı , yaygınlığı ve mortalitesi [Abstract]. Current Option in Psychiatry, 2(3).

Vardal, E. (2015). Yeme tutumu: Bağlanma stilleri ve Gestalt temas biçimleri açısından bir değerlendirme. Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Anakara Üniversitesi Ssoyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.

Leave a Reply